Son zamanlarda sıkça tartışmalarına şahit olduğum bir konu var: “Tarla sulu mu, kuru mu?”
Öncelikle sulu tarla tanımı ile başlayalım. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na göre sulu tarım arazisi; tarımı yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı arazilerdir.
Burada, bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun hangi kaynaktan alındığı konusu çok önemlidir. Bilinen su kaynakları; dere, nehir, göl, gölet ve baraj sulama şebekesinde bulunan hidrantlar, derin kuyular ve ruhsata tabi olmayan keson kuyuları olarak sıralanabilir.
Keson kuyular haricinde tüm kaynaklar tahsise veya ruhsata tabidir. Derin sondaj kuyuları ve akarsulardan alınacak tüm izin ve tahsis süreçleri ise 6200 sayılı Devlet Su İşleri Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanun ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir.
Su kaynağından bireysel tahsis alınması mümkün olmakla birlikte, topluca verilen tahsislerde ise sulama birlikleri, belediyeler ve kooperatiflerin işletme yapması da mümkündür. Bu tesisler; gölet, baraj veya YAS sulama tesisleri olarak bilinmektedir. Bahsedilen sulama yönetim organizasyonları da kanunlara tabidir. Bu kanunlar; 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’dur.
Yukarıda sayılan su kaynakları, ilgili kurumlar ve işletme organizasyonları tarafından ispatlanabilir ve teyit edilebilir niteliktedir.
İspat ve teyit edilemeyen ve sadece arazi keşfiyle tespit edilebilecek tek kaynak ise keson kuyulardır. Burada da dikkat edilmesi gereken husus, su kalitesinin sulamaya uygun olması gerekliliğidir.
Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı, tahsis veya ruhsat alınmamış kaynaklardan ve sulama suyu kalitesi uygun olmayan keson kuyulardan alınan su ile sulanan arazilerin devlet nezdinde kuru tarım arazisi sayılması gerektiğini düşünmekteyim.
Bu düşüncemin ana fikri ise; DSİ’ye göre Türkiye’nin yıllık net kullanılabilir su potansiyeli yaklaşık 112 milyar m³’tür. Bu miktarın yaklaşık 60 milyar m³’ü kullanılmakta ve bunun %77’si tarımsal sulamada harcanmaktadır; yani yılda yaklaşık 46 milyar m³ su tarımda kullanılmaktadır. Su kullanımlarının ölçümü için tüm kaynakların kayıt altına alınması ve takip edilebilmesi için farkındalık ve zaruret gerekmektedir. Unutmayalım ki, teknik koşullar gereğince sulu tarım yapılmalı, son çare olarak yeraltı sularına başvurulmalıdır.
En nihayetinde, yönetim bilimcisi Peter Drucker’in söylediği gibi: “Ölçmediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez, kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.”